Değerli meslektaşlarımız ve insanlık ailesinin tüm ilerici üyeleri,
Birleşmiş Milletler (BM) organlarının büyük bir kısmının İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulduğunu hepimiz biliyoruz. Başlıca yönetim organları olan Genel Kurul ve Güvenlik Konseyi, 10 Aralık 1945 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri Kongresi tarafından yapılan bir davet üzerine fiziksel olarak New York şehrine yerleştirildi. O günden bu yana geçen 79 yıl boyunca, BM herkes için barış, güvenlik ve kalkınmayı savunmaya devam etse de, ev sahibi ülke Genel Kurulda alınan kararlara uymayan faaliyetlerde bulunmuş hatta dünyanın çoğu ülkesinden gelen ilerici taleplere karşı veto hakkını kullanmaktan da geri durmamıştır.
Günümüzün çelişkileri ve insanlığın geniş kesimlerini etkileyen çok sayıda kriz; BM’nin reforma tabi tutulması ve ‘demokratikleşmesi’nin, giderek daha ciddi ve gerçekleşmesi daha muhtemel hale gelen felaketlerden önce mi yoksa sonra mı devreye alınmalı sorusunu gündeme getiriyor. Birçok kişi, deneysel kanıtlarla destekleyerek, halihazırda birbiriyle iç içe geçmiş çok sayıda felaketin ortasında olduğumuzu savunmaktadır, yazıda kullanılan çoklu kriz tabiri bundan bahsetmektedir. Batı’nın Filistin’de desteklediği toplu soykırım yoluyla uluslararası hukukun aşınması, Minsk anlaşmalarının bir savaş taktiğine indirgenmesi ve Küba’ya uygulanan insanlık dışı abluka, bu yıkımın tartışmasız örnekleri olarak kabul edilebilir mi? Bizim için yanıt oldukça net: Evet.
BM genel merkezinin ve tüm BM kurumlarının başka bir bölgeye taşınması, yalnızca sembolik bir eylem olmakla kalmayıp, egemenliklerini ve bağımsızlıklarını korumaya çalışırken unilateralizm ve hegemonyaya karşı cesurca mücadele etmeye devam eden küresel çoğunluğa yönelik bir saygı göstergesidir. Bu karar, aynı zamanda gerçek anlamda çok kutuplu bir dünya düzeninin doğuşunu da yansıtacaktır.
Bizler, politik bilince sahip kuruluşlar ve kişilerden oluşan bir grup olarak, BM genel merkezinin taşınması konusunda geniş bir perspektiften argümanların ortaya konmasını sağlamak amacıyla bir dizi istişare toplantısı düzenledik. Toplantılarda öne sürülen görüşleri içeren bir dosya hazırladık. https://politeknik-international.org/wp-content/uploads/2025/08/UNO-RELOCATION-DOSSIE_EN.pdf
Bu dosyada bulunan bazı önemli argümanları burada sizinle paylaşıyoruz:
- Özellikle son yıllarda, ‘kurallara dayalı uluslararası düzen’ ifadesini çok fazla duymaktayız. Bunun anlamı, metinlerde yer alan ancak uygulamada saygı gösterilmeyen yasaların tamamen yürürlükten kaldırılmasıdır. Bu, Birleşmiş Milletler Anlaşmasının artık geçerliliğini yitirdiği anlamına gelir; dolayısıyla, bu yeni düzeni Birleşmiş Milletler Anlaşmasının yerine geçiren bir devlet ve ortakları, BM genel merkezine ve organlarına ev sahipliği yapamaz. BM, uluslararası hukuksuzluğu yaymayan masum bölgelere taşınmalıdır (PoliTeknik).
- …Birleşmiş Milletler’in şu anda New York şehrinde üzerine kurulu olduğu arazinin, bölgedeki yerli halklardan zorla kamulaştırılmış bir mülk olduğu gerçeği… (Prof. Rasigan Maharajh, Güney Afrika)
- Sonuç olarak, BM “İstediğimiz Dünya”yı gerçeğe dönüştürmek ve “Herkes İçin Bir Gelecek” hedefini sağlamaya yönelik kilit bir araç olmayı gerçekten istiyorsa, istemediğimiz eşitsiz dünyayı sürdürmeye ve yeniden üretmeye çalışan güçlerden kurtulmalıdır, zira bu güçler, ortalama yaşam süresinin 82 yıla ulaştığı G7 ülkelerine, yani dünya nüfusunun sadece yaklaşık 776 milyonuna, hizmet ediyor gibi görünmektedir. (Prof. Rasigan Maharajh, Güney Afrika)
- Birleşmiş Milletler (BM) gerçek anlamda rehin tutulmaktadır. Dünya barışı ve insan onuru New York’ta rehin alınmış durumdadır. Bugün BM, ABD’nin egemenlik aracı haline gelmiştir. Bu nedenle bu uluslararası örgütü içinde bulunduğu esaretten kurtarmamız gerekmektedir. Amerika Birleşik Devletleri, Birleşmiş Milletleri kendi özel mülkiyetine dönüştürmüş, çokuluslu şirketlerin ve iktidar gruplarının hizmetinde bir araca çevirmiş ve kuruluş tüzüğünde yer alan idealleri, yani kalkınmayı ve insan haklarını teşvik ederek barış ve güvenliği koruma misyonunu tahrif etmiştir. (Prof. Enrique Javier Díez Gutiérrez, İspanya)
BM Merkezi’nin Taşınması
BM Genel Merkezinin Yerinin Değiştirilmesi Konusunda Güney Afrika Gençlik Konseyi Adına Yapılan Konuşma – Mosuli Cwele
Mosuli Cwele Güney Afrika Gençlik Konseyi Genel Sekreteri •SAYC Sayın üyeler, Katılımcı kuruluşlar ve Güney Afrika’nın dinamik gençleri, Bugün burada... DEVAMINI OKU
BM Genel Merkezini Yeniden Konumlandırılması: yerli halkların gözünden bir bakış – Paola Álvarez Montoya
Paola Álvarez Montoya Eğitim ve Kültür Alanı Sorumlusu Abya Yala Yerli Adalet Mahkemesi – Peru (TOAJ) Yerli halkların kolektif hakları araştırmacısı... DEVAMINI OKU
Kapitalist kriz koşullarında BM tartışması – Julio C. Gambina*
Birleşmiş Milletler’in (BM) coğrafi konumu hakkında tartışma çağrısı, örgütün sürekli olarak güvenilirliğini yitirmesinin bir parçasıdır. Daha k... DEVAMINI OKU
BM’nin İçerik Ve Teknik Bakımdan Yapısının Değiştirilmesi Üzerine – Müslüm Kabadayı
1948’de Birleşmiş Milletler’in kurulmasını sağlayan temel etken, 2. Paylaşım Savaşı’dır. I. Paylaşım Savaşı’nda emperyalist-kapitalist dünyanın Osmanl... DEVAMINI OKU
BM Genel Merkezi’nin Taşınması Kampanyası – Denyse Hernández Villar
Denyse Hernández Villar Sosyolog, Üniversite Profesörü ve Halk Eğitimcisi Sayın Yoldaşlar. Mevcut küresel jeopolitik bağlamda bu kampanya çok önemlidi... DEVAMINI OKU
1 Şubat 2026 Tarihli Toplantıda Açıkladığım Fikirler – Quim Boix
Tartışmaya davet ettiğiniz ve farklı görüşleri tartışma fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim. BM’nin rolü, gezegendeki tüm ilerici insanlar için ön... DEVAMINI OKU
- Birleşmiş Milletlerin, konsensüsle belirlenen ve en azından beş kıtaya yayılmış dönüşümlü merkezlere sahip olması mantıksız olmazdı, böylece Amerika Birleşik Devletleri’nde bürokratik yapılı tek bir merkez bulunmazdı. Bunun yerine Batı dışında zaman geçiren ve dünyanın farklı kültürlerine dair daha net bir bakış açısına sahip uluslararası temsilciler olurdu….. Bir binayı taşımak değil mesele, asıl yapılması gereken şey bazı zihniyetleri değiştirmektir. (Prof. Dr. Xavier Diez, İspanya)
- Afrika ekonomisinin sömürgeci yapısını kökünden dönüştürmeyi ana hedef olarak belirleyen ilerici sosyoekonomik politikalara öncelik vermek için Birleşmiş Milletler bünyesinde ortak bir çaba gösterilmelidir.
o Söz konusu politikalar, kıtadaki her ülkenin ekonomik ve sosyal geçmişine ve güncel gerçeklerine uygun olmalıdır
o Politikalar, Afrika ile Batı arasındaki eşitsiz jeopolitik ilişkileri kökten çözmeye odaklanmalıdır
Bu konuda önemli ilerlemeler kaydedildiğinde, ilerici sosyal aktörler Birleşmiş Milletler genel merkezinin Afrika’ya taşınması için bir kampanya başlatmayı gündeme alabilirler (Kamogelo Seitireng, Güney Afrika Ulaşım İşçileri Sendikası).
- BM reformu tartışmalarının, örgütün merkezini New York’tan çok taraflılığa karşı olumsuz tavırların daha az olduğu başka bir yere taşıma olasılığını da kapsayıp kapsamayacağı merak konusu. Bu yeni bir tartışma değil. Daha önce de bu konu gündeme geldi. BM genel merkezi tartışması üç seçenek etrafında şekillenebilir: Seçenek i: Eğer “Batı”, çok taraflılıkta demokratik ilkeleri benimsemeye ve BM ekibinin güvenilir bir üyesi olmaya hazır olduğuna dair ikna edici garantiler verirse, ki bunun pek olası olmadığı kabul edilmelidir, BM genel merkezi kısa vadede New York’ta kalmaya devam edebilir. Seçenek ii: BM genel merkezi, BM’nin temel kurumsal altyapısının halihazırda mevcut olduğu iki şehre, Cenevre’ye veya Viyana’ya taşınabilir. Tabii ki bu, BM genel merkezinin Batı Yarımküre’de kalmaya devam edeceği anlamına gelir. Seçenek iii: BM genel merkezi başka bir yere taşınır. Dünya çapında 8 milyardan fazla insan, daha iyi bir yarın ve barışa gerçekten bağlı bir uluslararası kuruluş umudunu taşımaktadır. Bu kuruluş büyük ve küçük güçlerin birbirleriyle işbirliği yaptığı, uluslararası hukukun saygı gördüğü, cezasızlığın yerine hesap verebilirliğin hakim olduğu, herkes için insan onurunun ve doğaya saygının güvence altına alındığı bir yapı olmalıdır.
(Hans von Sponeck, Almanya)
PoliTeknik International’ın 18. sayısında yer alan bazı argümanlar:
- Çatışmaların çözümü için ortak bir araç olarak hareket etmesi ve dünya çapında barış içinde bir arada yaşamayı garanti altına almayı hedeflemesi gereken BM gibi bir kurumun merkezinin savaşçı ve savaşı destekleyen, gelirinin bir kısmını silah satışından elde eden ve bu amaçla iç ve uluslararası çatışmalar yaratan, mevcut çatışmaları şiddetlendiren bir ülkede bulunması mantıksız ve gayri meşrudur. Aynı şekilde, söz konusu ülkenin dış politikası şantaj ve baskıya dayanmaktadır; bu baskı artık açıkça ve sınır ötesi faaliyetler yoluyla uygulanmaktadır.
(Denyse Hernández Villar, Küba: https://politeknik-international.org/the-relocation-of-the-united-nations-headquarter/)
- Erişilebilir, kamusal ve dönüştürülmüş bir eğitim için mücadele eden bir öğrenci hareketi, UNESCO’nun merkezinin eğitimi ticarileştiren neoliberal ortodoksiyle şekillenen Batı’da kalmaya devam etmesi karşısında sessiz kalamaz.
(Tarik Lalla & Demian Mukansi, Güney Afrika Öğrenci Kongresi SASCO: https://politeknik-international.org/uno-relocation/)
- Bu konsolidasyon süreci devam ederken, bizler, yerli halklar olarak, Birleşmiş Milletler organlarında temsilci pozisyonlarında bulunanların, gerçek bir bağımsızlık içinde ve Örgütün kurucu ilkelerine sadık kalarak hareket etmelerini talep ediyoruz. Eylemleri ya da ihmalleri yoluyla barışa, halkların kendi kaderini tayin hakkına veya insan haklarına aykırı politikaları destekleyenler, etik ve yapısal bir yenilenmeye yol vermek için kenara çekilmelidir.
(Paola Álvarez Montoya, Eğitim ve Kültür Sorumlusu Abya Yala Yerli Adalet Mahkemesi •TOAJ •Peru: https://politeknik-international.org/the-relocation-of-the-united-nations-headquarters-a-view-from-indigenous/)
UNESCO’nun Havana’ya Taşınması
UNESCO genel merkezinin tüm Orta ve Güney Amerika kıtasını temsil edecek şekilde Havana’ya taşınması fikri bizi oldukça heyecanlandırıyor. Küba’nın eğitime verdiği önem ve eğitim ile öğrenim alanlarında kaydettiği dikkate değer ilerlemeler, ülkeyi UNESCO’nun yeni genel merkezine ev sahipliği yapmak için ideal bir yer haline getiriyor.
Özelleştirme eğitimi ticarileştirirken, dünya çapında birçok demokratik kitle örgütü, özellikle de öğretmen sendikaları, bu eğilime karşı çıkmaya çalışıyor. Bu örgütlerin gerçek anlamda destek alabileceği tek ülke Küba’dır. UNESCO’nun Küba’ya taşınması, bu ilerici hareketlere yeni bir ivme kazandırabilir ve eğitimin ticarileştirilmesi tartışmasında yeni bir söylem ve gündem oluşturmalarını sağlayabilir
Ayrıca, UNESCO’nun dünya halklarının çoğunluğunu temsil etmek üzere Havana’ya taşınması, Küba’ya yönelik bir dayanışma göstergesi ve ABD’nin Küba’ya uyguladığı gayri meşru ablukadan kurtulma sürecini başlatacak bir diplomatik zafer anlamına gelebilir. Bu süreç, yeni bir genel merkezin inşasıyla başlayacaktır. Eğitim politikalarının önemli bir merkezi olan UNESCO’ya yapılan ziyaretler ve temsilcilerin atanması, Havana’ya on yıl boyunca “EĞİTİMİN BAŞKENTİ” statüsünü kazandırabilir; bu statü, resmileştirilebilir veya gönülden kabul edilebilir.
BM Genel Kurulunda Küba’ya uygulanan ambargoyu kaldırmak için yapılan yıllık oylamanın yanı sıra, UNESCO genel merkezinin Havana’ya taşınması için de bir oylama yapılabilir mi? Bu fikirle ilgili olarak BRICS ülkeleriyle ve Güney Afrika gibi Küba’ya destek veren diğer önemli ülkelerle istişarelere başlanabilir mi? Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika gibi ülkeler, diğer ülkelerin de katkıda bulunabileceği yeni bir UNESCO merkezini finanse etmek için bir fon oluşturabilir mi?
Bunlar aklıma gelen ilk sorulardan sadece birkaçıdır ve UNESCO’nun Havana’ya taşınması fikri gerçekten önemli bir ivme yaratırsa, dayanışma ruhunun meyvesi olarak sayısız soru ve fikrin ortaya çıkacağına şüphe yoktur. Burada ortaya konulan argümanlar, daha ayrıntılı bir tartışma çerçevesinde çoğaltılabilir ve geliştirilebilir
Saygılarımızla




