Lachhman Ajay
Mauritius Sendikalar Kongresi (MTUC) Yürütme Kurulu Üyesi • Mauritius
Sayın akademisyenler, sendika liderleri ve meslektaşlarım,
- Madde Projesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde yer alan eğitim hakkının, günümüzün gerçeklerine uygun hale getirilmesi ve kapsamının genişletilmesi gerektiği inancından doğmuştur.
Günümüzde, yani projenin başlatılmasından yaklaşık on yıl sonra, dünya pek çok kişinin çoklu kriz dönemi olarak tanımladığı bir sürece girmiştir — savaş, ekonomik istikrarsızlık, demokrasinin aşınması, dijital dönüşüm ve uluslararası hukukun açıkça ihlali.
- Madde Projesi neden küresel ölçekte konumlandırılmalıdır?
Çünkü eğitim artık sadece ulusal sınırlar içinde şekillenmiyor.
Sermayenin, işgücünün, teknolojinin ve yapay zekanın hareketliliği sınırları aşıyor. Bir ülkede alınan kararlar, kıtalar ötesindeki öğrencileri ve işçileri etkiliyor. Bu birbirine bağlı sistemde, ulusal ya da hatta bölgesel bir yaklaşım eğitim hakkını savunamaz.
1950’lerde ve 1960’larda mücadele, özellikle sömürge sonrası toplumlarda okullara erişim ve okuryazarlık gibi eğitim alanındaki eşitsizliklere karşıydı. Bağımsızlığını kazanan birçok ülke, eğitime büyük yatırımlar yaptı.
Günümüzde ayrım başka bir alana kaymıştır.
Artık dijital bir ayrımla karşı karşıyayız — bilgi altyapılarına, yapay zeka teknolojilerine, araştırma gücüne ve entelektüel egemenliğe erişimdeki bir ayrım.
Sormamız gereken soru şudur:
Özgür insanlar mı yetiştiriyoruz — yoksa küresel pazarlar için insan kaynağı mı üretiyoruz?
Eğitim sistemlerini işgücü tedarik zincirleri etrafında tasarlama eğilimi giderek artmaktadır. Bu modelde, insanlar özgür vatandaşlar olmaktan ziyade ekonomik birer çıktı haline gelme riskiyle karşı karşıyadır.
Uluslararası normların açıkça ihlal edildiği ve kurumların zayıfladığı uluslararası hukuksuzluk dönemlerinde, eğitim sistemleri özelleştirilmeye, militarizasyona ve ideolojik kontrole karşı daha da savunmasız hale gelmektedir.
Bu nedenle, 26. Madde Projesinin küresel olarak konumlandırılması bir tercih değil — zorunluluktur.
Eğitimi sadece okula erişim olarak değil, aynı zamanda şu yönleriyle de savunmalıyız:
- Demokrasinin temel taşı
- Barışın ön koşulu
- İnsanlık dışı uygulamalara karşı bir koruma
- Kültürel haysiyet ve entelektüel egemenlik için bir alan
Küresel konumlanma, tekdüzelik anlamına gelmez.
Yerel tarihleri, kültürleri ve özlemleri saygıyla karşılarken kıtalar arası dayanışmayı ifade eder.
Eğitimin sadece ekonomik çıkarlar için değil, insani gelişime, küresel
barışa ve toplumsal ilerlemeye hizmet etmesini sağlamak anlamına gelir.
Afrika’da eğitim hakkı, bağımsızlık hareketlerinin merkezinde yer aldı. Sömürge yönetiminin ardından birçok ülke, ulus inşasının merkezine eğitimi yerleştirdi.
Zambiya gibi ülkeler, entelektüel gelişim olmadan siyasi özgürlüğün eksik kalacağını fark ederek, bağımsızlıklarının ardından kamu eğitimine büyük yatırımlar yaptı.
Mauritius’ta, evrensel eğitime yapılan uzun vadeli yatırımlar, sosyal istikrara ve ekonomik dönüşüme önemli ölçüde katkıda bulunmuştur.
Kıtanın genelinde, eğitim bütçeleri genellikle egemenliğin sembolleri haline gelmiştir.
Muammer Kaddafi gibi tartışmalı figürler bile, bilgi üretiminde kıtasal öz belirlemeyi vurgulayarak pan-Afrikalı eğitim vizyonlarını desteklemiştir.
Bu örnekler bize, Afrika’da eğitimin hiçbir zaman sadece teknik bir konu olmadığını — her zaman politik, özgürleştirici ve onurla bağlantılı olduğunu hatırlatmaktadır.
Ancak günümüzde mesele, bilgi sistemlerine erişimden bu sistemler üzerindeki egemenliğe kaymıştır.
- maddenin geçerliliğini koruması için geliştirilmesi gerekir.
Bu geliştirme süreci ise yalnızca devletler tarafından değil, dünyanın dört bir yanındaki eğitimciler, çalışanlar, öğrenciler ve toplumsal hareketler tarafından da şekillendirilmelidir.
Teşekkürler.

















